2 Ekim 2017 Pazartesi

Perakende Satışın En Önemli Tanıtım Materyali; ÜRÜN/HİZMET FOTOĞRAFI

Bir çok orta ve küçük ölçekli kurumun ürettiği ürünlere, açtığı mekana veya verdiği hizmetlere yaptığı yatırım maliyetleri arasında fotoğraf, video gibi görsel içeriğin halen çok yetersiz olduğu kanaatindeyim.
Halen cep telefonu ile çekilmiş fotoğraflarla e-ticaret işi sürdürmeye çalışan, basılı tanıtım materyalleri ya da en önemlisi sosyal medya mecralarında ürününü, mekanını ya da hizmetini tanıtmak için kullandığı görseller konusunda bazı maliyetlere katlanmakta çekimser kalan çokça firma bulunuyor. 
Oysa ürününüz, tüketici nezdinde ancak fotoğrafı kadar iyi olacaktır. 
Web siteniz, sosyal medya hesaplarınız, vereceğiniz ilanlar, PR çalışmalarınız, kataloglarınız, broşürleriniz, menünüz, size bir kimlik oluşturan tüm mecraların en önemli hammaddesi mutlak surette kullandığınız fotoğraflar olacaktır. Görsel algının günümüzde, yazılı metinlerden çok daha etkili olduğu kesindir.
Yine bazı firmaların tercih ettiği stok fotoğraflar sizi orijinal ve farklı kılmaktan çok uzak bırakacak. Özgün içeriğinizi üretmedikçe büyüme konusunda yol almakta mutlaka zorlanacaksınızdır.
E-Ticaret, Sosyal Medya, Web Sitesi, Basılı Tanıtım Materyalleri, Reklam-İlan ve PR çalışmaları gibi çok çeşitli alanlarda kullanım ihtiyacı olan profesyonel fotoğraf çekimi, video prodüksiyonları, tanıtım filmleri gibi çok yönlü işler için mutlaka konusunda uzman kişilerle çalışmalısınız.
Yardım lazımsa bana ulaşın, yönlendirme yapayım...

29 Eylül 2017 Cuma

Organize Sanayi Bölgelerinde çalışanlar ve çalışmayanlar

Organize Sanayi bölgelerinde çalışanlarla, şehir merkezinde yada sanayi bölgelerinde çalışmayanlar arasında "temiz hava" farkı var. 

Soluduğumuz bu hava bize ne gibi zararlar veriyor acaba? Bu konuda devletin ne gibi yaptırımları var?

Organize Sanayi bölgelerinde çalışanların sosyal güvenlik ödemeleri, diğer yerlerde çalışanlara göre daha farklı olamaz mı?

Bu konuların muhatabı kimler?

Bu fotoğraf 29 Eylül 2017 tarihinde Denizli Organize Sanayi Bölgesinde çekildi. 

Ya da belkide organize sanayi bölgeleri çeşitlendirilmeli. Dökümcüler, mermerciler, tekstilciler sanayi siteleri. Ağır sanayi ve bunun gibi olan fabrikaları mümkün olduğu kadar insanlardan uzakta ve sıkı denetimlere maruz bırakarak ticari faaliyet yapmalarına izin vermek gerekiyor.

Şimdi diyeceksiniz ki burası Türkiye. Dayısı olan var olmayan var. Dayısı olan işini yürütür. Olmayan yürütemez.

Bizim dayımız olmadı hiç. Denizli organize sanayi bölgesine fiber internet yıllar önce gelmiş. Kullanan çok insan var. Yılbaşından bu yana başvurmadığımız yer kalmadı. Fabrikamızın önündeki kutudan, içeriye bağlatamadık.

Muhatap yok, dayımız yok, kimsemiz yok. Sonuç bağlatamazsın...

Tarihe not düşelim o halde. 2017 yılında halen iktidar yanlılarının boruları ötüyor. Eğer yanlı değilseniz hiçbir devlet işiniz yürümüyor.

Bizlerde inançlıyız en az sizler kadar. Eğer inandığımız Allah aynı ise sesimizi duyun. Yoksa her iki cihanda da ellerimiz yakalarınızda olacaktır.


11 Temmuz 2017 Salı

MACHİNE LEARNİNG GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR: ARTIK DEVİR M2M PAZARLAMA DEVRİ


Her gün dünyanın yaşadığı değişimi, bu değişimin yarattığı fırsatları konuşuyoruz. Artık makinelere daha fazla iş yüklüyor ve yavaş yavaş insan gücünü devreden çıkarıyoruz. Artık otomobil sürücülerinin, kamyon şoförlerinin ya da fabrika işçilerinin işsiz kalacağını öngörmek fütürizm değil.

Endüstri 4.0 kavramıyla birlikte artık fabrikalarda ışıklandırma sistemlerinin kurulmadığını çünkü artık çalışacak insan olmadığını kavradı herkes. Peki bu yaşanan değişimin pazarlama sektörüne olan etkisi ne olacak? Machine Learning pazarlamayı nasıl etkileyecek?

Machine Learning geçmişteki verileri kullanarak gelecekte alınması gereken aksiyonları sistemlerin tahmin etmesi ve bu tahminlere dayalı olarak yeni aksiyonları geliştirmeleri diyebiliriz. Şuanlık muhteşem bir ilerleme kaydedilmiş olsa da alınması gereken çok yol olduğu ortada. Örneğin Microsoft’un Twitter’da öğrenen bir bot olarak çıkardığı @tayandyou hesabını insanlar o kadar farklı verilerle donattılar ki, hesap bir nazi hesabına dönüştü. Machine Learning doğası gereği öğrenme süreci uzun bir sistem. Nasıl insanlar çocukluklarında saçma sapan şeyler yapıyorsa bu sistemlerde öğrenme sürecinde saçmalayabiliyorlar. 2 yaşında bir bebek küfür ettiğinde gülüyor, aynı bebek büyüyüp küfür ettiğinde kavga ediyoruz.

Machine Learning’in sunduğu şey basit otomasyon sistemlerinden çok daha farklı. Otomasyon dediğimizde aynı işi tekrarlayan sistemler aklımıza gelebilir. Örneğin hazırladığınız içeriğin her gün saat 15:00’te paylaşılması bir otomasyon. Ancak Machine Learning içeriğin de hazırlanmasını kapsıyor. Yani her gün aynı işi yapanlar için çanlar uzun zamandır çalıyordu, artık belli bir sistematikte işini yapanlar için de çalıyor.

Adwords hesap yönetimini ele alalım. En uygun metin ve görsel ile en uygun tekliflendirmeyi gerçekleştirerek reklam veriyorsunuz. Bunu Machine Learning’e devredeceğiz. Zira hangi zaman aralıklarında en uygun tekliflendirme olacağını sistem bizden çok daha iyi tahmin edebilir. Bundan önce hangi saat aralıklarında tekliflendirme kaç liradandı? Bir sonraki saat kaç liradan olacak? Diğer yandan Machine Learning konuşabiliyor da. Dilimizi öğrenebiliyor. Mantıklı, en azından dünyada konuşan insanların %90’nından daha mantıklı konuşabiliyor çoğu zaman. Aklınıza ilk Botego’nun geliştirdiği “Merve’yi Tavla” oyunu geldi büyük ihtimalle. Hayır, biraz daha ileri bir sistemden bahsediyorum. Machine Learning sizin yerinize “en yüksek dönüşümü gerçekleştirecek” metinleri tahmin edebilir. Çünkü sisteme bundan önceki reklamların verisini hatta hedef kitlenize ait verileri girebilirsiniz. Örneğin hedef kitlenizin izinlerini Facebook Marketing API ile aldınız. Kitleye ait tüm Facebook hareketlerini görebiliyorsunuz. İnsan faktörü bu kadar veriyi işleyemez, sadece belirli tahminlerde bulunabilir fakat Machine Learning bu kitleye yönelik onlarca farklı hedeflemeyi saniyeler içerisinde yapıp en düşük TBM ile konuyu kapatabilir. Aynı şeyler Facebook ya da Twitter reklamları için de geçerli. Önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde reklam yönetimleri tamamen otomasyona bağlanmış olacak. Programatik gibi düşünün.





Şirketlerin yüksek meblağlar ödediği donanımlara da gerek kalmayacak. Bir tasarımcı için alacağınız 10bin TL’lik bir bilgisayar yerine artık RDP (Remote Desktop) ya da VDI alacaksınız. Uzak masaüstünde yüksek konfigürasyonlu bir bilgisayarınız olacak, yanınızda donanım taşımayacak ve her yerden bağlanabileceksiniz. Yalnızca bir monitöre ihtiyacınız olacak. Aradan çıkan donanımlar ilk olarak pazarlama sektörünce benimsenecektir diye düşünüyorum. Çünkü dünyanın “ilk benimseyenler”i daha çok pazarlamacılardan çıkıyor diye düşünüyorum. Bu da tabii ki ofis ihtiyacını biraz daha azaltmış olacak. Şirket bilgisayarı dahi bulutta olduktan sonra insanların birlikte çalışmaları için bir neden kalmamış olacak. Toplantılarda gelişen VR teknolojsi ile tamamen sanal ortama taşınmış olacak. Yani demem o ki şu “eski kafalı” yöneticileri zor günler bekliyor!

Arka tarafta çalışan bir makine olduğunda kişiselleştirme şansı da artmış olacak. Son zamanlarda daha fazlaca görmeye başladığımız kişiselleştirilmiş videolar, kişiselleştirilmiş e-mailler altın çağını yaşayacak.
 
Burger King’in yakaladığı fikir oldukça önemli. Artık cihazların birbiriyle iletişim kurduğu bir döneme giriyoruz. Machine Learning’i yalnızca sistemin bir şeyler öğrenmesi ve ona göre aksiyon alması olarak değerlendirmemek lazım. Artık buzdolabındaki yumurtalar bittiğinde otomatik sipariş veren akıllı buzdolaplarını konuştuğumuz bir dönemdeyiz ve akla şu soru geliyor. Buzdolabı hangi yumurta markasını satın alacağına nasıl karar verecek? Neden “insan” gelip şu markayı al desin ki buzdolabına? Machine Learning bu karar aşamasında da devreye girebilir. Hangi yumurta markasının daha iyi olduğuna ya da bizim hangi markayı daha çok seveceğimize neden karar veremesin? Bundan önce hangi yumurtayı beğendiğimizi biliyor. Zira evdeki eşyalar bizim konuşmalarımızı dinliyor, akıllı saatlerimiz hangi yumurtayı yerken kalp atışlarımızın hızlandığını biliyor.

B2B ya da B2C devri bitti, devir H2H devri diye sevdiğim bir söz var. Hayır, artık devir M2M devri olacak! Satışlar artık makineden makineye olacak. Makineler seveceğimizi düşündüğü inputları belirleyecek ve ona göre satınalma kararlarını verecek. Aslında biz pazarlamacılar yine insanları etkilemeye çalışacağız fakat arada bir aracı olarak makine ile karşılaşacağız. Makinenin ne karar vereceğini etkilemeye çalışan pazarlamacıları bir düşünün.

Algoritma artık sadece liselerde işlenen bir matematik konusu olmaktan çıkmalı. Özellikle de pazarlamacılar için. Makinelerin nasıl düşüneceğini çok daha iyi kavramamız gerekiyor. Pazarlamanın bu yeni çağına adapte olmamız gerekiyor. Çok bilinen bir sözü şu şekilde çevirebiliriz;
1 yıl boyunca aç kalmak istemiyorsan, Adwords öğren. 5 yıl boyunca aç kalmak istemiyorsan, Analytics öğren. 50 yıl boyunca aç kalmak istemiyorsan, Algoritma öğren!

Machine Learning(Bence TDK Drone yerine bu kelimeyle uğraşmalı) gelişimini tamamlamak üzere. Türkiye’de çok fazla hissetmemiş olmamız tamamen sistemi hep İngilizce üzerine çalıştırmaya çalışan insanların olmasından. Türkiye’de bu alana kaymış yeteri kadar insan yok. Yazılımcıların bu alana kaymaya başlaması ve CPU fiyatlarının düşmesiyle birlikte artık yazılımcı dediğimizde Machine Learning Uzmanı anlayacağız. Zira web sitesi ya da mobil uygulama hazırlamak da artık herkesin yapabileceği bir iş olmaya doğru gidiyor. Web Site Builder’lar her geçen gün gelişiyorlar. Nasıl bir çok pazarlamacının yerini makineler alacaksa, kendisini geliştirmeyen yazılımcıların da yerini makineler alacak. Hatta belki daha önce.

22 Nisan 2017 Cumartesi

Bir İnsanın Karakteri Ne Zaman ve Nasıl Ortaya Çıkar?

Bir insanı tanımak uzun zaman istiyor. Karşımızdakinin karakterini, kişiliğini çözmek hemen olmuyor. Karşılıklı sınavlardan geçmemiz gerekiyor. Seçimler yapıp, kararlar veriyoruz. Yol ayrımlarına geliyor yeni kararlar alıyoruz. Tüm bu süreçlerde hem kendimizi hem de çevremizdekileri daha iyi tanıyoruz.
Bir insan için en önemli unsurlardan biri, güvendir. Bu yüzden insanlar, çevrelerindeki insanların karakterlerini, gerçek yüzlerini merak ederler. Gerçek yapılarını öğrendiklerinde güven süreci kolaylaşır. Ama bir insanın karakteri hakkında bilgi sahibi olmak çok kolay olmuyor. Çünkü insanların çoğu yüzlerinde maskelerle dolaşıyorlar. İç yapılarını bu maskelerin arkasında gizlemeye çalışıyorlar.
Peki bu maskeler ne zaman düşüyor? Bir insanın gerçek karakteri ne zaman ortaya çıkıyor?
Çıkarlarınız çatıştığında
Bir insanı tanımak için en güzel zamanlardan biri, çıkarlarınızın çatıştığı anlardır. Karşınızdaki insanın karakteri ortaya çıkmaya başlar. Onun hakkında daha net fikir sahibi olursunuz.
Çıkarların çatıştığı durumlar genelde 2 şekilde gerçekleşir.
1)İki taraftan birinin kazandığı durumlar. Bu gibi durumlarda bir taraf kazanırken, diğer taraf eli boş döner. Böyle bir durumda insanlar daha açık oynamaya başlarlar. Kazancın getirdiği cazibe onları gerçeğe daha yakınlaştırır. Bu cazibeye biraz da hırs eklenirse ışıkların yandığını, gerçeğin gün yüzüne çıktığını görürsünüz.
2) Biri kazanırken, diğeri kaybeder. En tehlikeli durumlardan biridir. 1. Duruma göre daha zordur. Çünkü bir taraf mutlaka kaybeder. Bu gibi anlar çok hızlı yaşanır. İnsanlar hızlı karar vermek zorunda kalırlar. Muhakeme yapmaya çok zamanları kalmaz. Kaybetttiğiniz zaman, karşınızdakini alkışlamak büyük bir erdemdir. Kayıp anlarında genelde alkıştan çok, karşı tarafa çamur atma durumları yaşanır. Bu da bir insanı tanımak için uygun bir zemindir.
Çıkarlar konusunda ilk akla gelen para oluyor. Para bu konuda önemli bir unsurdur. Ama bence paradan daha önemli bir unsur var: Güç
Gücü ele geçirdiğinde
Bir insanın karakteri hakkında, güç çok büyük ipuçları verir. Güçsüzken iyi olmak kolaydır. Fakat asıl zor olan gücü ele geçirdiğinizde, insanlar size hayır diyemediğinde iyi olabilmektir. Gücü taşıyabilmek önemli bir maharettir.
Güçlü olduğunuzda en büyük düşmanınız kendiniz olursunuz. Hiç kimse size daha fazla zarar veremez. Güçlü olduğunuzda kendinizi iyi tanırsınız. Zaaflarınızı daha net görürsünüz. Neler için taviz vereceğinizi daha net anlarsınız.
Güç ele geçirildiğinde ego devreye girer. İnsanı çok başka alemlere götürür. Dev aynalarını normalleştirir. Oturmuş bir karakteri olmayan bir insan için, güç çok tehlikelidir. Hata üstü hata yaptırır. Bir insan hakkında karar verirken, güçlü olduğu durumların incelenmesinde fayda var. Güçlü olduğu durumlardaki karakteri gerçek karakteridir. Çoğu insan bu yapısını güçlü hale gelene kadar bilmez. O yüzden güç önemli ve etkili bir karakter çözücüdür.
Büyük kayıplar yaşandığında
Kaybetmek insanın hayatında sıklıkla yaşanabilecek bir durum. Ama asıl felaket büyük kayıplar yaşandığında oluyor. Büyük kayıplarda eksiye düşülür. Durum içinden çıkılmaz bir hale gelir. Tüm sokaklar çıkmaz sokak gibi gelir. İflaslar, büyük kayıplara örnek gösterilebilir.
Büyük kayıplar yaşandığında bir insanı tanımak çok kolaylaşır. Çünkü en tehlikeli insan, kaybedecek bir şeyi olmayan insandır. Büyük kayıplarda insan daha ne kadar düşebilirim diye düşünmeye başlar. Çoğu zaman kontrolü kaybeder. Fabrika ayarlarına geri döner. Kendini gizleyemez, maske takmaya gerek duymaz. İşte bu dönemlerde insanları çok daha iyi tanırsınız. Hem kaybı yaşayan insanı, hem de çevresindekileri.
Kazancın talibi çok, kaybın talibi yoktur. O yüzden büyük kayıplar insanların karakterlerini gözler önüne serer. Onları daha iyi tanımanızı sağlar.
Karakter insanın çekirdek yapısıdır. İnsanın kişiliği ile ilgili zaman ve mekana bağlı birçok şey değişir. Ama karakteri ilgili çok az şey değişir. O yüzden karakter bir insanın hayatında çok önemli bir yer tutar. Karakterin ortaya çıkmasında birçok etken rol oynar. Bu yüzden birini tanımak istiyorsanız, yukarıdaki durumlardaki  davranışlarına dikkat etmelisiniz. Bu gibi durumlarda çok önemli ipuçları saklıdır.

Gelelim kişisel tanımlamalara birazda;
Din ile devlet işlerini birbirinden ayıran bir neslin evlatlarıyız. Din kisvesi altında hepimiz yıllardır bukelemun misali insanlar tanıdık. Dini kullanarak sömürülen bizler değil miyiz on yıllardır? Damgalı "eşek" misali hala ortada gezinenler var. Bunların bazıları "fareler" gibi yer altına indiler 2017 Türkiyesinde. Allah'ın izniyle yüce Devletimiz bunların da hakkından gelecektir en kısa zamanda.

Peki içimizdeki "hacı hocalara" ne demeli? Kisve güzel, ama ya altında yatanlar? Karakterini kutsal topraklar bile düzeltememiş olanlara sözüm elbette. Orada edilen dualar, üç beş kuruşa nasıl değişiliyor değil mi? Hepimiz yaşamış görmüşüzdür. Rahmetli babam her zaman "hacıdan hocadan korkacaksın" derdi. Ben de için için kızardım babama. Ya en azından adamın alnı secde görüyor. Yapmaz bu adam" diye. 
Ama öyle olmuyormuş. Hacıyı da hocayı da gördük. Hesaplar kitaplar diğer taraf için yapılmıyor, hep kendine yontuluyormuş. En yakınlarına bile kurulan kumpaslar, dedikodular, gıybetler, hıyanetler. Ordinaryus olmuş ombudsmanlara taş çıkartacak, tilkileri kıskandıracak kıvraklıkta işler, güçler. Ucuz kurtulmak için elinizden geleni yapın ve böylelerinden acilen uzaklaşın. Kol kırılır yen içinde kalır deyip geçin. Sakın hesaba oturmayın çünkü üstüne bir de borçlu çıkabilirsiniz.
Hepsi böyle mi? Hayır değil. Adam kutsal topraklarda Hac farizasını yerine getirmiş. Yaş kemale ermiş, torun torba sahibi olup, dünyevi herşeyden sadece kendisine kadarı ile mutluluğu bulmuş çok tanıdığım var. İmrenilecek kadar keyifli hayat sürüyorlar üstelik. Hırsları bir kenara bırakılmış, bütün sinirleri alınmış, para, makam, mevkiinin sadece araç olduğu o uhrevi dünyaya kendisini hazırlamış insanlar. Allah hepimize bu tür insanlar gibi yaşamayı nasip etsin.

Yüce Allah Kötülerin şerrinden çoluk çocuğumuzu korusun. Amin

Unutmamalıyız ki, Allah dua kadar bedduayı'da insanlık için yaratmış. Salih insan olup erdemli yaşayarak, gelecek nesillerimizi koruyabiliriz. Allah'ın projesi Salih insanlar yaratmak diyelim ve aslında bir tıp Profesörü olan Prof. Dr. İdris Şahin'in videosunu zaman bulursanız izlemenizi öneriyorum.

Sağlıcakla kalın

17 Mart 2017 Cuma

KONUMUZ : DİGİTÜRK'TEN YAKAMIZI NASIL KURTARIRIZ…


Digiturk ten eşimin ve benim çektiğimi kimse çekmemiştir sanırım. Az önce evimize gelen icra tebligatı ile anladık ki bu şirketten ömrümüz boyunca asla kurtulamayacağız.

Digitürk taşeron firmasına, bölge müdürlerinin oluruyla ödediğimiz 450 TL kablolama parasından başlayalım.

5-6 yıl aynı evde oturduk ve mutfak dahil 1 ana 3 yan oda üyeliğini her ay aksatmadan yıllarca ödedik. Birgün bir Digitürk yetkilisi bizi aradı ve alıcılarınızı değiştirip, dilerseniz tümüne internet kablosu çekerek "dilediğin zaman izle" özelliğini kurmamızı istiyor musunuz? dedi. Bende harika bir özellik hemen kuralım dedim. Aradan 1 yıl geçti ve biz arka sokakta başka bir eve taşındık. Tüm değişiklik için bizden 85TL nakil ücreti istediler. Kabul ettim ve digitürk bayisinden elleri cebinde ve ukala birisi gelip "biz sadece yayını veririz internet için başka birisini bulun çektirin dedi ve bende taşındığımız evdeki düzenin aynı şekilde devam etmesini istedim. Artist bir tavırla ayakkabılarını bile çıkartmadan çocuklarımın odasına daldı. Bende rahatsız oldum bu durumdan ve sadece izledim. O artist tavırlarıyla bu bizim işimiz değil, başka birini bulun diyerek çekti gitti.

Digitürk Müşteri hizmetlerini aradım. Durumu anlattım. Beni başka bir taşeron firmaya yönlendirdiler. Evde 3 tane çırak 1 tane usta başladılar çalışmaya. Herşey normal gidiyorken bende evden ayrıldım. Eşimden 450TL parayı alıp gitmişler. Akşam eve geldiğimde müşteri hizmetlerini aradım. Bölge müdürünün yönlendirdiği taşeron anlaşmalı firma 450 TL alarak evde kablolama yapmış ve ben 85 TL ödeyeceğime 450TL ödemiş oldum.

Defalarca konuştuk digitürk yetkilileri ile. Yapılan işin faturasını gönderdik. Ama nafile. O paranın geri gelmesi imnasız diyen bir tane temsilci daha. 

Sonrasında bizim alıcılarımızı değiştirdiler, 2 ay 38TL sonra 45TL ödeyeceksiniz, 8TL şunun için 5 ay sonra başlayacaksınız ödemeye diyerek biz devam ettik.

Taaaa ki 128TL olunca faturamız tamam iptal edelim biz bu işi deyinceye kadar.

İptal sürecinde yaşadıklarımız, saatlerce konuşmalar, yeniden fatura indirim sözleri, paketler havada uçuştu.

Beni ikna edemediler. Zorla arayıp bulduğumuz bir tanıdığımızın ofisindeki faks cihazıyla eşimin kimlik fotokopisini ve iki satır yazıyı zor da olsa faks çektik. Faksı aldıklarına dair telefonla teyidini de aldım.

Aradan 1 hafta geçti ve yeniden bir fatura geldi. Aradım müşteri temsilvilerini. Bu fatura nedir? Bizim borcumuz kalmamıştı diye. Biz artık aboneniz değilmiz dedim. Ama beyefendi aboneliğiniz devam ediyor. Bize gelen bir faks yok deyince kan beynime sıçradı. Tekrar faks çektik ertesi sabah. Yine teyit aldım. Tamam işleminizi yapıyoruz üyeliğinizi iptal edince bilgi vereceğiz dediler. Maksatları 3 gün daha belki beş gün daha digitürk üyeliği iptal etme süresini uzatıp yeni fatura çıkartmak. Neyse tabiki başka bir "ikna" departmanı yeniden devreye girip beni arayarak şunu verelim, bunu uzatalım demeye başladı. Bende asla istemediğimi ve üyeliğimizi iptal etmelerini istedim. Arayan bayanı ikna etmem zor olsada bunu sonunda başardım.

Sonunda digitürk aboneliğimizi iptal ettiklerine dair bizi aradılar. Çok şükür diyerek ve üstüne basa basa "HERHANGİBİR BORCUMUZ VAR MI?" DİYE SORDUM. BANA BORCUMUZUN OLMADIĞINI söylediler. Alıcıları şu adresteki teknik servisine bırakmamı söyleyip kapattılar.

1 hafta içinde 3 kez uğradığım teknik servis ekranda aboneliğimizin iptal olmadığını ve alıcıları alamayacağını söyledi. Yarın tekrar gelin, 2-3 gün sonra tekrar gelin. Başka işimiz yok ya. Neyse sonunda ekranda ismimizi gördü. Bu kez de bu alıcıların numaraları uyuşmuyor diye münakaşa başladı. Kardeşim siz gelip taktınız. Bu alıcıyı ben gidip başka bir yerden almadım. Zar zor oradaki sekreter kıvamındaki bayana imza karşılığında alıcıları, kablolarını, kumandalarını ve hatta pillerine kadar teslim ettim ve bayandan rica ettim. Lütfen bizimle başka işiniz var mı? Borç harç varmı? Bak duyuyoruz digitürk sonradan borç çıkartıyormuş, bide siz arayıp borcumuz alacağımız varmı diye sorgulasanız. Benim yarım saatlik zorlamamla aradı digitürk müşteri hizmetlerini ve kendisi hoparlörü açıp bana da dinletti. Evet bu isimli abonenin digitürk aboneliği şu tarihte iptal edilmiş, HER HANGİBİR BORCU GÖRÜNMEMEKTEDİR.

Olsa orda ödeyip çıkıcam. Zaten bu kadar sene kaç bin lira ödemişiz. Yeterki kurtulalım.

Herşeyi teslim edip borcumuzun olmadığını söylediklerinin üzerinden 1 seneyi aşkın süre geçti ve geçtiğimiz gün eve digitürk avukatından icra kağıdı geldi. 

Digitürk bizi icraya vermiş. Aradık avukatı, karşımızda müşteri temsilcisi edasında bir başka avukat yardımcısı. Uzun konuşmadan sonra bana müşteri hizmetlerini aramamı ve film paketi taahüdünden dolayı 64TL ödememiz olduğunu ve ödemediğimiz için 180TL olarak şimdi ödeyebileceğimizi söyledi. Peki ben bu 180TL yi ödediğimde bana digitürk ten başka borcu yoktur diye bir kağıt verebilir misiniz?  Hayır veremeyiz diyor avukat yardımcısı. Peki ben nerden bileyim digitürk yarın bana şurdan da 50 TL kaldı şimdi 150 TL ödeyeceksiniz demeyeceğini? Bana noterden tasdikli borcu yoktur kağıdı getirin, noter parasını da ben ödeyeceğim. Yeterki bi daha digitürk adını duymayayım. Hayır biz böyle birşey yapamayız. ALLAH BELANIZI VERSİN diyerek telefonu kapattım.

Digitürk Müşteri hizmetlerini aradım. Böyle bir borcunuz varsa ödeyeceksiniz biz bişey yapamayız diyerek kestirip attı. Ses kayıtlarında borcumuzun olmadığı vardır. Lütfen araştırıp dönün bana dedim. Eğer avukata gitmişse biz bişey yapamayız dedi.
Ses kaydı aldıklarını söylüyorlar ya. Ama ben inanmıyorum. Ekranda aldıkları notlar var sadece ve bu notları da alan kişiler bazısı iyi yetişmiş, "işin çakalı" olmuş elemanlar. Eğer onlardan birisine denk gelirseniz yandınız. Hayatları süresince bastırılmış tüm duygularını sizin üzerinizde uyguluyorlar. Manevi cebir buna dahil. Korku salma dahil. Kuralları uydurmasyon olduğu her halinden belli kimisinin. AAA o öyle değil Cumhur bey, bizim kesin kuralımız bu şekilde" diyen birisi, aynı telefonu tekrar aradığımızda hayır arkadaşımız yanlış aktarmış, öyle bir şey yok diyen bir başkası.
Neyse son aradığım kişiye de bi BELA salladım ve kapattım telefonu.

Delirmek çözüm mü? Hayır değil. 
Nasıl kurtuluruz? Bilmiyorum. 
Cinnet böyle durumlarda mı geçiriliyor? Evet sanırım.

Tam cinnetlik bir durum.

Şimdi, digitürk te izlemediğimiz filmlerin parasını taahhüdünüz var diye bizden icra yolu ile almak istiyorlar. Üstelik 64TL'yi 180TL olarak talep ediyorlar.


Sizce ne yapmalıyız? Lütfen akıl verin, bende kalmadı deliricem az kaldı.

Digitürk deneyimlerinizi lütfen yorum bölümüne sizde yazın. Yazın ki bizim gibi başkalarının da canı yanmasın. Bu illete bulaşınca başlarına neler geleceğini bilsinler.

@digiturk #digiturk

#Digitürk, #Şikayet