24 Kasım 2018 Cumartesi

Kenan Doğulu - İsyan Bu Haykırış Klibi - Depremler ve Bağış Toplama

1 Ekim 1995 tarihinde Afyon'un Dinar ilçesinde bir deprem oldu. 100'e yakın vatandaşımız öldü, yüzlerce yaralı depremden sağ olarak kurtuldu.
O zamanlar herkesin gözü kulağı Dinar'da. Depremler günlerce sürmüş. Yetkillerin biri gelip biri gidince de, tüm medya günlerce bu konuyla yatıp kalkmış. İnsanlar haftalarca evlerine girememiş ve neredeyse kara kışı çadırlarda geçirmişler. Böyle olunca da fırsat bu fırsat diyip, kolları sıvayanlar olmuş. Medya'da yeni çıkacak bir albüm için çok ciddi bir fırsat olmuş gerçekten de.

İşte tam da bu zamanlarda bir klip çekilmiş Dinar depremi ve başka görüntülerle desteklenerek.



Klibin adı İsyan bu haykırış. Şarkıyı söyleyen uzun saçlı arkadaş da Kenan Doğulu. Yanık sesiyle, yıkıntıların üzerinde güzel pozlar vermiş.

Buraya kadar herşey normal görünüyor.

Zamanın belediye başkanı Yener Emeksiz karşılıklı bir görüşmemizde ilçemize gelen Kenan Doğulu bir klip çekti ve klibin sonunda yayınlanan banka hesap numaralarına yıllardır kaç lira para yattı, bu hesaplar kimin adına açıldı, bize gelen bir kuruş yok demişti. Zamanın iletişim araçları ile bende menejeri Ahmet San beye ulaşıp konuyu aktardım. Çok yuvarlak konuşup telefonu kapattı. Belki konuyu Kenan Doğulu'ya anlattı belki anlatmadı, orasını bilemiyorum.

Bu klibin son karesinde banka hesap numaraları yayınlanıyor. Duyarlı insanlardan, klibe eklenmiş kareler sayesinde bağış yapmaları isteniyor. Ama bu bağışların adresi neresi bilinmiyor.

İşte sorun da burada başlıyor. Bu paralar kime gitti? Bu hesaplar kimin? Bu hesaplara ne oldu? Bazı bankalar ortada bile yok. Ama mutlaka bir kayıtları vardır. Bu soruların muhatapları eğer bu blogda yayınlanmak üzere cevap yazarlarsa, elbette yayınlarım.




Elini kolunu sallayarak milletin üstünden bağış toplayıp, toplanan her kuruşun nereye gittiğini bilmeyeceksin. Bugünki Türkiye'de bu tür işlere kalkışamazlar belki ama, umarım bu satırları okuyan bir ehli müslim, bu kişilerden hesap sorar, paraların nasıl buhar olduğunu söyler. Dinar'daki evini barkını kaybetmiş, cenazesi, yaralısı olan aileler için yapılan bağışların nereye gittiğini söylesinler bir an önce.



Yukarıdaki fotoğraf'da 1999 Gölcük depreminden sonra klibe ilave edilmiş üstelik. Yani devam etmiş arkadaşlar. Dinar depreminden sonra Gölcük depreminde de bu klip epeyce gündemde kalmış. Medya sayesinde oynadıkça oynamış. Oynadıkça bağışçılar bağış yapmış. Yada kimse dikkate almamış bağış yapmamış da olabilir. Ben hiçbir yerde, haber sitesinde yada bir blogda rastlamadım, şu kadar para toplandı ve bu kadar parayla Kenan Doğulu okul yaptırdı diye.

Aşağıdaki fotoğraf dinar depreminden sonra yayınlanan ilk klibe ait banka hesap numaraları. Yukarıdakiler, Gölcük depreminden sonraki hesap numaraları. Aynı bankalar ve aynı hesap numaraları.



Sanatçılar mal varlıklarını halka dağıtsınlar başlıklı yazımda da belirttiğim gibi bir konu değil bu. Dinar depremi ile başlayan, arkasından Gölcük depremi ile devam eden bir süreç. Bu banka numaralarına para yatıran birileri varsa, onlarda çıkmalı ortaya ve nerede benim bağış yaptığım para diye hesap sormalılar.

İşte sosyal medya denilen meret böyle birşey. Milyarlık dünyada, küçücük bir blog açarsın, açtığın bloğu eş dost okur, paylaşır, büyür, büyür, bir gün google tutar bu kelimeleri indeksler, bir bakarsın magazin sayfalarının en tepesine yakışır bir haber olmuş.



Afyon'a her gidişimde Dinar'daki suçıkan tesislerinde çay molası verir devam ederim. Bu konuyu yazmamdaki sebep de, buraya olan sevdam elbette.

Siz siz olun ajitasyonla birşey yaparken dikkat edin, sonucun nerelere varacağını ve kaç yıl sonra karşınıza çıkacağının hesabını yapın.

Sağlıcakla kalın.

***Klibi aşağıda izleyebilirsiniz.



21 Kasım 2018 Çarşamba

Sanatçıların mal varlıkları halka dağıtılsın!

Halka mal olmuş sanatçımız,
Beni halk buraya getirdi
Ben alkışlarla yaşıyorum,
Ben halkımıza borçluyum herşeyimi,


Altan Erkekli ile yıllar önce dergi için röportaja gittiğimizde verdiği o pozu hala dün gibi hatırlıyorum. Ne bok işiniz var, yerel kıytırık bir dergiye vereceğim röportaj yüzünden zamanımı neden boşa harcayayım? O zaman görüşmeye giden çömez kardeşimize, neden geldin diye bir bakış atmış ve o kareye de bu bakış yapışıp kalmıştı. Nitekim biz de kötü baktığı o fotoğrafla birlikte yarım sayfada bitirdik röportajımsı haberi.



Al sana 1 milyon dolarlık evin taksitleri yüzünden uyuyamayan o Altan Erkekli, yıllar sonra Hürriyet Gazetesinin bir haber küpüründe karşımıza "hıyar" modunda çıkınca, içimden derin bir oh çektim. O günden bu yana Altan Erkekli'nin içinde bulunduğu hiçbir diziyi, sinema filmini, haberini, sosyal medyasını asla okumam, izlemem, takip etmem. Herkes insan gibi davrandığını düşünür ama yeni yetme mesleğe başlayan bir haberciye yaptığı "terbiyesizliği" yıllar geçince bu 1 milyon doların üzerine eklemek de lazım değil mi?

Zavallı olarak bir fotoğraf karesinde, "terbiyesiz" bir ifade ile, hep aklımda kalacaksın Altan Erkekli. pkk nın partisine hizmet verdiğin konusuna ise belki ilerde girer, yazar çizeriz bir ara.

Gelelim bu çerez konudan gerçek yazacağım konuya.

Halka mal olmuş kocaman yürekli insanların çocuklarına bıraktıkları miraslara bakınca, ciddi olarak o miraslara sahip çıkanlar da var, har vurup harman savuran da var. Müze yapıp para kazanan da var, telif hakkı diyerek ceplerini dolduranlar da var.

Sözüm, mirası hakkıyla paylaşanlara değil elbette. Örneğin Barış Manço gibi dünya markası bir babanın iki evladına bıraktığı maddi miras, elbetteki onların olmalı. Ama filmleri, müzikleri, ona ait binlerce eşya ve hatıra halkın olmalı. Öyle de olmuş zaten. Ya da umarım öyle oluyordur.

Çok zengin ve malı mülkü olan ve halen yaşayan ünlülerden bu yazıyı okuyan olursa, lütfen malını mülkünü çoluk çocuğuna ama filmlerini, müziklerini, eşyalarını bizden aldıklarını bize bıraksınlar. Bunu nasıl yapacakları konusunda yol gösteremem elbette. Ama halktan aldıkları herşeyi, halka vermeleri sayesinde ölümsüzleşeceklerinden adım gibi eminim.

Benimki sadece bir öneri olarak kalsın. Belki birileri bu yazıdan bir anlam çıkartır ve uygular.

Bir çift lafımda umarsız futbolculara olacak. Yurtdışında bir kulübün idman maçına çocukları davet etmesi sizce ne ifade ediyor? Hani sizlerde ünlü olmadan önce dolmuşla, tabanvayla yürüyerek gittiğiniz o sahalar varya? İşte o sahalara hayranı oldukları futbolcuları görmek için gitmek isteyip de gidemeyen milyonlarca çocuğu ne olur yani siz getirseniz? Ismarlayacağınız bir köfte ekmek, belki gönlünüzden koparsa yanında bir bardak da ayran verirsiniz. Yok ama siz gidin içki alemlerinde karıya kıza sarkın. Lüks yaşantınıza kimseyi sokmadan hepsini siz yiyin. Ne olur yani biraz da vicdanınızla hareket edip çoluk çocuğu sevindirseniz. Onlara imzalı forma dağıtsanız.




Acun Ilıcalı neredeyse tüm futbolcuların abisi konumundadır. Hiç mi örnek almazsınız be eşkiyalar. Acun tutup uçakla 10 kişi yerine koca bir okulu getirip İstanbul'da ağırladı geçtiğimiz günlerde. Yahu siz bunu yapmayın ama en azından sokakta top koşturan, hayranlarınız olan çocuklara idmanlarınız için arenalarınıza çağırıp onlarla biraz zaman geçirin. Bu ülkenin morale ihtiyacı varken üstelik. Hadi enflasyonla mücadeleye katkı için kazançlarınızın yüzde onu ile bunu yapın da büyüyün gözümüzde.





#magazin #ikincisayfa #acunılıcalı #osesturkiye #sanatçı 

13 Kasım 2018 Salı

Gerçek şu ki hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça

Mısır üreten bir çiftçi varmış. Her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Bir yıl bir gazeteci çiftçi ile röportaj yaparken oldukça ilginç bir bilgiye ulaşmış. Çiftçi ödül aldığı mısır tohumlarını ekmeleri için komşularına da veriyormuş.


Gazeteci çiftçiye “seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?” diye sormuş. “Neden?” diye sormuş çiftçi. “Yoksa bilmiyor musun? Rüzgar olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl ürettiğim mısırın kalitesi düşer. Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim”.

Yaşamlarımızda da bu böyledir. Hayatlarını anlamlı ve iyi bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmelidir. Bir yaşamın değeri dokunduğu hayatlarla ölçülür. Ve mutluluğu seçenler, başkalarının mutluluğa ulaşmasına yardım etmelidir. Birimizin refaha ulaşması, herkesin refaha ulaşmasına bağlıdır. Buna kollektivitenin gücü diyebilirsin, Buna başarının ilkesi diyebilirsin, Buna hayat kanunu diyebilirsin. Gerçek şu ki hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça…

Alıntı

1 Ağustos 2018 Çarşamba

Vizyon - Misyon ve din tüccarları

Herkesin gözü yükseklerde. Vizyon derseniz maksimum.  Hemen hemen herkes kısa yoldan zengin olmayı, rahat etmeyi ve konforu düşünüyor. Bunun için yaptıkları, yani misyon listeleri ise kocaman bir boşluk. Daha o vizyona nasıl ulaşacaklarını, nasıl bir yol haritasını izleyeceklerini düşünmemişler bile, ama vizyona ulaşmak için aşırı bir istekleri var.



Bu illüzyonun içinde, diğer insanların maşası, marabası, yancısı olmaya kısacası manipülatörler tarafından kullanılmaya çok yatkın milyonlarca kifayetsiz muhteris etrafı sarıyor.

Cebinde benzin parası bile olmadan Mercedes hayalleri kuruyor, kendilerini kullanmak isteyen "din tüccarları"nın vaat ettiği doğan görünümlü Şahin'e bile tav oluyorlar. O "müslüman görünümlü abey"ler Mercedes binerken bu -şark kurnazları- kullanılıp bir kenara atılıyor.  
Gençlere öğüdüm şu; Vizyonununuzu anladık ama misyonu da adım adım belirleyin, emek verin, çalışın ve vizyonunuza hak ederek ulaşın. Emek, vizyona ulaşmanın -en hızlı değil ama- en iyi yoludur.  Ortalık o "abey"lerce kullanılıp atılmış hayalperest çöp insanlarla dolu. 

Peki kullanıldıklarını hissedenler, o "hacı abey" lere neler yapmazlar? Onların altını yavaştan ve sessizce öylesine oyarlar ki haberleri olmaz. Zaten bela içlerinde onların. Kendi çocuğundan çekerler genelde. Başkalarının hakkını kuruş kuruş yerken, kendi menfaatleri gereği, fıtratlarında var olan sahtekarlıklarının cezasız kalmayacağını bilir, sahte görünümlere girerler. Sessiz ve derinden planlarlar. Köylü akıllılığı yaparlar. Yetiştirdiklerini sandıkları evlatları, onlar her ne kadar el açıp dua eder görünselerde gerçek yaşamın, başkalarından elde edilen menfaatler olduğunu bilerek yaşamlarını devam ettirirler.

Bu yazıyı bile anlayamayacak kadar zekaya sahip olmayan bu dindar görünümlü şerefsizler, başkalarının hakkını kuruş kuruş yerken, her kuruşun hesabını tutarken, çocukları bu paraları çatır çatır alemlerde yer. Bilinenler, gerçekleri değiştiremez. Yatırımı yaparken, hiç hesapta olmayan bir evlat çıkar ve kendini bir anda dipte bulursun. Boğulursun. Bağırmak istersin boğazın düğümlenir. Bağırsan da kimse duyamaz, duymazdan gelir ya da bulamaz. Çünkü o duyacak herkesin hakkını yiyen hacı abey, artık tek başınadır. Hayat böyle. Vizyonsuz abey olursan ve misyona ihanet edersen elbet günün birinde cezanı bulursun.

Bir hikaye anlatmayı çok isterim. Hani her cuma paçaları sıvayıp, tüm personelin önünden omuzunda havluyla abdest almış, kollar sıvanmış, ayağında 5 liralık terliklerle, iş yerlerinde geçit töreni yapanlar varya! Hani işi düşeceğini bildiği insanların gittiği camiye özellikle gitmesi. Orada boy göstermesi. İşte onların hikayesini. Tabi onların yancıları da var. Hem de ne yancılar. Hacı abeylerinin gölgesine sığınmış, yedikçe göbekleri şişmiş, elalemin namusuna elini dilini uzatıp, örtbas edilmişler. Onları da anlatacağım. Hemde başlık çok dikkat çekici olacak. Erkeğin orospusu olur mu? Hemde ne biçim olur. Takipte kalın... ;)







Dijital "Türk" Vatandaşı mısınız?

Hani insanların "yüzüne söyleyemeyeceğin bir sözü, asla arkasında konuşma" bu delikanlılık olmaz dediğimiz zamanlar vardır ya! Bunun gerçek olmayacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.


Yorumda yazdığınız uygunsuz bir sözcük yüzünden başınız ciddi belaya girebilir ve çok yüklü tazminat ödeyebileceğiniz gibi, karşınızda yorum yaptığınız kişiyi bir anda buluverirsiniz.

Dijital mecralarda yapacağınız herhangi bir yorum yüzünden başınız çok büyük belaya girebilir. Konu hakkında görüşlerini aldığım Avukat arkadaşlarım, herkesi dikkatli yorum yapmak konusunda uyarmakla kalmıyor, bulunacağınız "yanlış" dijital ortamlarda ya da cep telefonunuza yükleyeceğiniz "yasaklı" bir uygulama ile başınızın "bilişim suçları" ile büyük derde gireceğini de belirtiyor.

Hürriyet gazetesi'nin bir haberine de buradan göz atabilirsiniz. WhatsApp yüzünden 5 aydır hapiste



Kopyalanan içerikler konusunda da "telif haklarını ihlal" edip etmeyeceğinizi bilerek paylaşım yapmanız gerekiyor. Başkasının paylaşımını, kaynak göstermeden kendiniz paylaştığınızda, telif hakkı doğabiliyor. Bu da ileriki zamanlarda elinize aldığınız tebligatta yazan rakamları ödeyebileceğiniz anlamı taşıyor.

Yani dijital insan olmak o kadar da kolay değil.

Değerli yazar Murat Erdör'ün Posta gazatesinde yaptığı bir araştırma yazısında da bahsettiği gibi, "iyi bir dijital vatandaş olmanın" da kuralları var. Bu kurallara uymadığınızda başınıza gelecekleri siz düşünün.



Herkes unutabilir ama google asla sizi unutmaz. Sizinle ilgili bir konuyu eğer birisi kaleme almış ve bunu da yayınlamışsa, ancak yayınlayan kişiye ait o mecradan kaldırıldığında yok olabilir. Aslına bakarsanız tam da yok olmaz. Çünkü google o sayfayı geçmiş zamanda yani yayınlandığı dönemde ekran görüntüsü olarak alıp kaydeder. Siz konuyu yayınlayandan isminizi sildirseniz bile, arşivlerdeki ekran görüntüsü, yine de bunu gösterecektir. Yani internet ortamında yayınlanan hiçbirşey asla ve asla kaybolmaz. Askerdeki gibi, sadece sizden çıkar ve yer değiştirir :)



İletişimin çok hızlı olduğu bu dönemde, gelecek için güzel şeyler kurgulamalı ve geleceğimizi inşa ederken, çocuklarımızı da bu tehlikelerden uzak tutmak için eğitmeliyiz. Hangi konuda, nasıl yorum yazacağı ya da hangi yayıncıyı takip edip etmeyeceğini onlara mutlaka öğretmeliyiz. Dijital çağın gereklerini bizler bile tam anlayamamışken nasıl onları eğiteceğimizi kendi kendimize sormamız lazım. Önce en yakınımızdan doğru ve gerçek bilgileri alarak işe başlamak lazım. Algı operasyonlarına kurban olmamak için mutlaka kaynağı belli olan yayınları beğenmeli yada paylaşmalıyız. Bakın buraya kadar olan kısımda sizi eğitecek bir şey yok. Zaten siz bunları biliyor olmalısınız. Çocuklarımız için "sosyal sorumluluk kampanyası" olacak kadar önemli bir cümleyi onlara mutlaka kurmalısınız.



"Yüzyüze görüşmediğiniz hiç kimse ile sosyal ortamlarda sohbet etmemelisiniz. Onların sizi takip etmelerini engellemelisiniz, asla sizi takip etmelerine izin vermemelisiniz." Ebeveyn kontrolleri de sonuca götürebilir elbette ama bilinçlendirilen çocuklar bu konuda daha etkin olacaktır.



İş çocuklara kadar geldi yine. Şimdi 11 ve 12 yaşlarında 2 çocuğum var. Onların geleceği için sürekli basit ama etkili yöntemler geliştirmeye çalışıyorum. Örneğin, youtube kanalından bulduğum bir kaza videosunu "arka koltukta emniyet kemeri takmak" konusu ile birleştirip, en sevdikleri ve "ölmesini istemedikleri" 2 arkadaşlarına bu videoyu göndermelerini ve bundan sonraki dönemlerde de bu arkadaşlarının arka koltukta emniyet kemeri takıp takmadıklarının kontrolünü de sağlamalarını istedim. Yüzlerinde inanılmaz bir ifade vardı. Hem korku hem de sevinç birbirine girmişti. Şimdi en kısa mesafelerde bile her iki çocuğum da arka koltukta emniyet kemeri takıyorlar.

İşte ben dijital kanalları ve benzer mecraları bu minik organizasyonlarla zaman zaman uygulamaya sokarak onları tehlikelerden korumaya çalışıyorum. Gelecek konusunda onları hazırlamak bizim görevimiz. Doğru, ilkeli ve kararlı olmalarını sağlamak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz elbette.



Konuyu şuraya bağlayacağım. Yukarıda belirttiğim hani "biz bu konuda ne biliyoruz ki, çocuklarımıza ne öğretelim?"
Bende bilmiyordum ama öğrenmek için sürekli okuyor ve araştırıyorum. Son günlerdeki araştırma konum ise yabancı dil. İngilizcem yeterli ama ek bir dil daha öğrenmemek için beni tutan nedir? Almanca ve Rusça için kolları sıvadım. Dijital dünyada bulabildiğim tüm eğitim materyallerini kullanmaya çalışıyorum.

Dijital dünyanın suç ve suçlular yaratmasından korkmayın, suça ve suçlulara bulaşmaktan korkun. Bilmezseniz ve iyi araştırmadan ezbere giderseniz, emin olun ki bir şekilde suça ve suçlulara bulaşma ihtimaliniz çok yüksek.



Biz Türkler her konuda bilgi sahibiyizdir. Bilmediğimiz hiçbirşey yok gibidir. Diğer ülke vatandaşları her konuda değil sadece kendi belirledikleri alanda uzmanlaşırken, biz Türkler "ne iş olsa yaparım abi" cümlesinin hakkını vermeye çalışırız. İyi bir Türk dijital vatandaşı nasıl oluruz? Kendi ananelerimiz, gelenek ve göreneklerimizden ödün vermeden nasıl bu sonsuz dünyaya ayak uydurabiliriz? Kopyalayarak ve o yapıyor bende yaparım diyerek mi? Yoktan var etmemiz gereken bir algoritmaya ihtiyacımız açık olduğu kesin. Kendimizi birşeylerin içinde bulduk. Hazır değiliz. Hazır olmak için de birşey yapan yok. Atların hepsi Üsküdara vardı mı acaba?


Bu kadar sorunun cevabını arayıp bulmak beyninizin yanmasına sebep olabilir. Ama en alttan ve sakince düşünüp herşeyin cevabını bulabilirsiniz.



Kayınvalidem @elcinhancioglubutikpasta 55 yaşından sonra yaptığı pastaları instagram üzerinden İzmir'de satıyor. İyi bir geliri var. Nasıl oldu da buraya geldi diye sorarsanız, elbetteki iyi bir dijital vatandaş olarak. Kimseyi kandırmadan, her soruya en düzgün ve düşünülmüş sözcüklerle cevap vererek. Müşterilerin ne istediğini anlayıp, onların isteklerine göre pasta yapıp, söz verdiği zamanda teslim ederek. Ama dijital ortamda herkes böyle değil elbette. Hele Türk gibi düşünürseniz, yapılacak kötü yorumlara aldırmadan iş yapmaya kalkarsanız asla ilerleyemezsiniz.

Bayramda İstanbul programı yapıyoruz. 4 gece kalıp, tarihi ve turistik bir gezi yapacağız. Otel aramak için çektiğim eziyeti, başka bir blog yazımda sizlerle paylaşacağım. Oteller için okuduğum yorumlardan dehşete düştüğüm anlar oldu. Anlatılanla, verilen hizmetin uyuşmadığı, dijitallikle alakası olmayan turizm şirketleri, oteller, konuşmaktan acil görevli memurlar, yorgunlar, sızlananlar. Ah ah nerdesin "booking.com" dedirttiler yine bana.



Dağın başında, tüm bu dijital işlerden uzak bir hayat düşünüyorsanız, o zaman gidip orada yaşayın!

Haaa unutmadan, böyle bir yerin varlığını da gezip görerek 10 senede zor yaparsınız. Sakın ha teknolojiyi kullanmayın. Maps, arama motoru vs, hiç bir teknolojiyi kullanmadan yapın da göreyim ben sizi :)

Sağlıkla kalın.